Yargı, devlet, hukuk
Geçen gün “Yüksek Yargı Organları” arasında –ve “içinde”- oluşan çatlaklar üstüne yazarken, bu toplumda “hukuk”un, bizzat hukukçular tarafından nasıl anlaşıldığına da değinmiştim. Bugün de o konu üstünde durmak istiyorum. Tahminim o ki, önümüzdeki yeni yıl boyunca, “böyle hukuk olmaz” mealinde daha çok yazı yazmak gerekecek.
Mümkün olduğu kadar kısa zaman içinde büyük bir toplumsal dönüşümü gerçekleştirme misyonunu yüklenen “öncü” seçkinlerin, “hukuk”u, bu işlemin önemli bir parçası gibi kavrayıp içselleştirdiklerine söylediğim o yazıda değinmiştim. Bu durum, hukukun tanımını da ciddi bir şekilde değiştirir.
Şu yavan “Sanat, sanat için mi, toplum için midir?” tartışmasını hatırlayın. “Toplum için” olduğuna karar verdiyseniz, modern dünyada her şeyin düzenleyicisi ve koordinatörü devlet olduğuna göre, oradaki “toplum” ancak “dekoratif” bir sözdür ve fiilen geçerli durum sanatın “devlet için” olmasıdır. Bütün bir Sovyet deneyimi bunun adım adım nasıl gerçekleştiğini, sanki bir laboratuar deneyi gibi, açık ve net gösterir.
Türkiye’nin siyasî kültüründe zaten her şey “devlet için”dir. Sovyetlerin “Sosyalist gerçekçilik” akımından haberdar olan bazı Türk yazarları, özellikle otuzlarda, bunu bir miktar tartışmış ve edebiyatın “özgür” olması gerektiğini savunarak o akımı reddetmişlerdi. Gelgelelim, kendileri de Cumhuriyet devletine “bağıtlı” yazarlardı ve sonunda yaptıkları da “milliyetçi gerçekçilik” gibi bir şeydi. “Sosyalizm” sayılan şablonlar yerine onlar da kendi “ulusal” şablonlarını koyuyor ve “toplum için”, yani aslında “devlet için” bir edebiyat yapıyorlardı.
Sanatın, edebiyatın bu şekilde “yedeğe alınabildiği” bir toplumsal yapıda hukuk haydi haydi “devlet için” olacaktır. Nitekim olmuştur.
Bu ülkede “güvenlik güçleri” dediğimiz soyutlamanın somut temsilcilerinin insanlara nasıl muamele ettiğini bilmeyen yoktur. Ama bu “kötü muamelenin” bir somut örneği yargıya intikal etti mi, klasik yargı tavrı, güvenlik elemanlarını kayırmak olur. Bunu da bilmeyen yoktur.
Türkiye büyüdükçe, geliştikçe, kentlileştikçe, farklılaştıkça, bu “koca bebeği” kuruluş döneminin yasalarıyla çekip çevirmek zorlaşıyor. Bu nedenle bir “sürekli kriz” içindeyiz biz, toplumca. 38 numara ayakkabıya 44 numara ayağını sığdırmaya zorlanan bir adam gibi, kıvranıyoruz. Ama güvenlik güçlerinin yanısıra Yargı da, 38 numaradan şaşmamayı sağlamakla yükümlü.
Ancak, 2000’lere kadar, 12 Eylül atmosferi koyuluğunu sürdürüyor, Yargı bazı belirli, özgül olaylarda “devlet” adına “hukuk”u boğazlamaya çağrılıyordu. Bu tür tek tük olaylar hep vardı ama şu son birkaç yılın yoğunluğuna ve yaygınlığına ulaşılmamıştı. Devletin zapturapt altına almasının önüne, devletin seçilmiş hükümeti zapturapt altına alması, hattâ yasadışı ilân edip iktidardan uzaklaştırması misyonu geçince, Yargı’dan beklenenler hem çoğaldı, hem de çetrefilleşti. Bu misyonu yerine getirirken Yargı’nın “hukuk içinde” kalması güçleşti.
Öteden beri, “hukuk uzmanı” kavramından anlaşılan bir şey vardır. “Hukuk bilen adam” dendi mi, kuralların, yasaların nasıl delineceğini ya da etrafından nasıl dolaşılacağını bilen bir adam gelir aklımıza. TC parlamenter demokrasisinin, resmî gerçeklikte adı olmayan ama fiilî gerçekliğinde çok işlevsel bir yeri olan bir “toplumsal tip”tir bu. Meclis bir konuda –bazı istismarları önlemek için- yasa çıkarır; bu adamlar, o istismarları yapanlar adına –o yasayı etkisiz hale getirmek için ne yapılması gerektiğini inceler, bütün mevzuatı karıştırır vb., sonunda boşlukları bulurlar. Kimbilir, belki o boşluklar da kasten öyle bırakılıyordur.
Şu dönemde olan, bu işi bizzat Yargı örgütlenmesi içinde bulunanların yapmaya başlaması. Bunun en açık örneği de Sabih Kanadoğlu’nun Cumhurbaşkanı seçimine engel olmak için, “hurufî” bir mantıkla, yepyeni bir “nisap” tanımı bulması. Bu, “hukuk bilgisi” adı altında geçiyor.
Hukukta, örneğin, “adam öldürme” gibi bir eylemi yapılamaz hale getirmek gibi bir amaç olabilir. Bu amaç, hukuk dili içinde bir şekilde ifade edilir ve bir yasa olur. Şimdi, o yasayı, “Ben buradaki maddelere rağmen adam öldürmeyi nasıl meşrulaştırabilirim?” mantığıyla okuyan ve yorumlayan kişiye ben “hukuk adamı” diyemiyorum.
- Yorumlamak için Giriş yapın veya kaydolun