Sınırlarımız içinde tüm “yer” küresi örüntülenmiş gibi
İstanbul yüzerken uykularda, Medyayla sürüklendik odalarda. * * *
Bazen eğlenceli bir soruyu, “şartlanmışlığı” fiskelemesinden ötürü; “kafa karıştıran” bir soru olarak da algılamak mümkün.
Örneğin şöyle:
Bir akvaryumun içinde balık mı olmak, bir akvaryumun dışında izleyici mi olmak?
* * *
“Yer” küresi üstünde 5 kıtaya bölünmüş 200 devletin içinde yaşayan 7 milyar insandan ne kadarı, kendi akvaryumlarında yaşayan balıklara benzemekte; ne kadarı, akvaryumların dışındaki izleyicilere benzemekte?
* * *
Yeni bir yılın ilk cumartesi’sinde, “Halime’ yi samanlıkta bastılar şalvarını gül dalına astılar” türküsünü, tersten söylemeye çalışıyormuş gibi görünmek de, yorucu hani...
* * *
Halime’nin şalvarını neden çıkarıp da, gül dalına astılar ki acaba?
Yanıtını herkes bildiği için, kafaları asla karıştırmıyor böyle bir soru.
* * *
Yeryüzünde yaşayan 7 milyar insana da, onların içinde yaşadıkları akvaryumların dışından bakıldığında; şalvarları gül dalına asılmış Halime’ler görünmüyor mu?
* * *
Daha da kara bir mizaha benzeyen taraf, 7 milyarlık dünya nüfusundan 4 milyarının yoksul olmasıyla; 16 milyon aileden oluşan Türkiye’de de, 9 milyon ailenin -kademeli olarak- geçim zorluğu çekmesi.
* * *
Böylesi bir dengesizliğin nasıl düzeltilebileceği konusunda da, epey kafa patlatıldı dünyada.
* * *
Mevcut enerji kaynakları, tüm insanlığın aynı refahı paylaşmasına yetmiyordu.
O nedenle de, 1850’li yıllarda “sermaye sahipleri”, “işçi sınıfı”nın gövdesel enerjisini kullanarak yahut sömürerek, sürdürüyorlardı üretimlerini.
* * *
Ve durumlarından hoşnut oldukları için de, “işçi sınıfı”nın gövdesel enerjisi yerine, yeni enerji kaynaklarının bulunması için gerekli yatırımları yapmayı “rantabl” bulmuyor ve “statüko”ya kitleniyorlardı.
* * *
Karl Marx, ancak yeryüzünde bir “işçi sınıfı diktatoryası” kurulursa, yeni enerji kaynakları bulmanın yolunun açılabileceğini ve böylece “işçi sınıfının gövdesel enerjisinin de sömürülmesinin sona ereceğini” düşünmüş ve Friedrich Engels ile birlikte bir manifesto yayımlamıştı:
“Dünya işçileri birleşiniz; zincirlerinizden başka kaybedeceğiniz hiçbir şeyiniz yoktur.”
* * *
Yerel polikatıcıların ve “sermaye sınıfı”nın ödü kopmuştu, yönettikleri yığınların hamasi ve mistik şartlanmışlığını hedef alan, böylesi küresel bir manifestodan.
* * *
21. yüzyılın başında ise, petrol ve doğalgazı da aşan yeni enerji kaynakları bulmanın önü açılmış durumda ve “işçi sınıfı” da tarihe gömülmekte.
* * *
Şimdi bir de ortaya “küresel ekonomik kriz” çıktı.
Bu kriz gerçekte, yeryüzündeki 4 milyar yoksulun alım gücü arttırılamadığı için çıktı.
* * *
Yoksulluğun çözümlenmeden, yeni teknolojiler sayesinde üretimi çeşitlendirip arttırmak; artan ve çeşitlenen üretimi, müşterisiz bırakıyor, bankalardan alınan krediler de ödenemiyordu.
* * *
Yoksulluğun temel nedeni ise; 200 devlete bölünmüş 5 kıtadaki yerel politikacıların şatafat merakı, savurganlığı ve koltuklarını güvenceye almak için, “militarizm”e akıttıkları milyarlarca dolardı.
* * *
Akvaryumların içinde yaşayan bir balık olmak mı; akvaryumlara dışarıdan bakan bir izleyici olmak mı?
* * *
Genellikle de tepedeki değnekçiler, hemen sert uyarılarda bulunmaya başlarlar, izleyici olmaya kalkanlara:
- Çarçabuk gir bakayım akvaryumdan içeri...
* * *
İstanbul yüzerken uykularda, medyayla sürüklenirsen odalarda; görürsün ki yerel haber vitrini de, tüm dünyada olup bitenlerin küçük bir maketi gibi.
* * *
Peki, ne yapmalı?
Genellikle en yüksek getirinin “politik rant”ta olduğu; evrensel kalitede mesleki ağırlıkların bulunmadığı ülkelerde sorulan bir sorudur bu.
* * *
Vaktiyle aynı soruya Voltaire, şu yanıtı vermişti:
- Bahçenizle uğraşın.
* * *
Peki, ne yapmalı?
Sevdiğin bir iş veya uğraşla, bir kalite özeninin sevdası içinde şaçörgüsüne dönüp, çağının olanaklarına layık olmaya bakmalı, yetmez mi?
* * *
Ne yazık ki Şark kurnazlıklarının köftehorluğu, içine ediyor o güzelim bahçenin.
- Yorumlamak için Giriş yapın veya kaydolun