Havada bulut, sen onu unut
Politikacılardan taksi şoförlerine, deprem bilimcilerden ekonomistlere, tarihçi geçinenlerden ilahiyatçı geçinenlere dek; sonunda çatışmalara da dönüşen, bir tartışmadır gidiyor.
Gitsin bakalım.
* * *
Şöyle Eyüp tepelerinden, yer yer Boğaz tepelerine; Karacaahmet’den Edirnekapı’ya doğru da zaman zaman bir göz attıkça, insanın aklına bir soru takılıyor:
- Acaba oralarda görünen beyazımsı taşlar da, bir zamanlar neleri tartışmışlardı?
* * *
120 yılı aşkın bir zaman önceki tartışmalardan biri; Arap alfabesindeki birbirinden değişik “s” lerle yazılan “abes” kelimesiyle “muktebes” kelimesinin, bir şiirde “kafiye olup olamayacağı” üstüneydi.
* * *
Bir şiirdeki “kafiyeler”de “harf” uyumu da olmalı mıydı; yoksa sadece “ses uyumu” yeterli miydi?
Örneğin birbirinden değişik “s” lerle yazılan “abes” ve “muktebes” kelimeleri, birbirine “kafiye” olabilir miydi, olamaz mıydı?
* * *
Nasıl oldu da böyle bir tartışma, gündemden düştü bugün?
Havada bulut, sen onu unut...
* * *
Bu arada hiç tartışılmamış konular da vardır dünyada; ekmeği kimin icat etmiş olduğu gibi, okla yayı kimin icat etmiş olduğu gibi, gaz lambasını kimin icat etmiş olduğu gibi...
* * *
Neyse ki insanoğlunun binlerce yıldan bu yana yaşadığı saçma sapanlıklarla, dalga geçenler de çıkmış arada.
* * *
Avcılık üstüne bir fıkra işte:
Bir avcı, bir başka avcıya:
- Tavşanları kendine doğru çekmek, çok da zor değil, diyor; bir çalılığın arkasına saklanıp, havuç taklidi yapman yeterli.
* * *
İnsanın yine aklı takılıyor; acaba politikacılar da, seçmenleri kendilerine doğru çekmek için ne taklidi yapıyorlar, diye.
Sakın “sözü doğru, özü doğru bir adam” taklidi olmasın?
* * *
Nasreddin Hoca’ya:
- Hoca, demişler; bir parti başkanının “gözü kara bir lider” mi, yoksa “üç kağıtçının teki” mi olduğunu nasıl anlayabilirsin?
* * *
Hoca:
- Anlayamazsın, demiş; üç kağıtçı olmadan, gözü kara bir lider olmaya merdiven kurulamaz çünkü.
* * *
Neyzen Tevfik de aynı kanıda olmalı ki, vaktiyle “nazır” olur olmaz yeğenini “vali” yapan bir kodamana:
- Maşallah, demiş; kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.
* * *
Nazır:
- Neden öyle söylüyorsun Neyzen, demiş; genç yaşta bak vali oldu işte.
Neyzen:
- Ben de onun için söylüyorum zaten, demiş; malum ya fasulye de bir sırığa sarılarak büyür hep.
* * *
Bir din adamı, bir ormanda kükreyerek üstüne doğru gelen bir arslanla karşılaşmış ve gözlerini kapayarak hemen dua etmeye başlamış:
- Tanrım, ne olur şu arslana biraz merhamet ihsan eyle.
* * *
O sırada arslan da:
- Tanrım, diyormuş; sana şükürler olsun verdiğin nimetler için.
* * *
Yerel seçimler yaklaşırken gerek iktidardaki, gerek muhalefetteki liderlerin de duaları acaba hangisininkine benzemekte?
* * *
Av.Taner Aktop’dan taze bir fıkra:
Bir akıl hastanesinde iyileştiğine karar verilen 2 hastayı, son bir denemeden geçirmek için, 2’sini de bir masaya oturtup önlerine bir avuç siyah zeytinle, bir avuç hamam böceği koymuşlar ve:
- Yiyin bakalım bunları, nasıl yiyeceksiniz, demişler.
* * *
Hastaneden çıkmalarına nerdeyse karar verilmek üzere olan delilerden biri, siyah zeytinlere doğru uzanmış.
Arkadaşı ise hemen uyarmış kendisini:
- Ulan salak önce kaçanları yiyelim, senin uzandıkların ise yerinde duruyor nasıl olsa.
* * *
Hangisinin ne yiyeceği bilinmeyen Belediye Başkan adaylarını hatırlatan bir fıkra...
* * *
İlhan Demiraslan’dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Peynir gemisi
Bu paradır, anlıyor musun,
Arada geçer elime;
Et alırım, ekmek alırım
Evime.
Bu paradır işte, yüzü tatlı;
Dünya dediğin üstünde durur.
Bir gece sayılır eline,
İnsan orospu olur.
Bu paradır, boru değil;
Gün kazanılır, gün biter.
Peynir gemisi bununla yürür,
Düdük bununla öter.
Bu paradır işte, kokla bunu;
Her işin başı budur.
Seni katil etti bu,
Beni memur.
- Yorumlamak için Giriş yapın veya kaydolun