Demagogluğun formülü, gizlemektir avantayı arttırıp şamatayı
Ankara’daki siyasal kulislerde, bol bol çınlatılan bir deyim var, “yüzsüzlük”...
- O şerefsizin yüzü yok ki, gelebilsin yanıma.
- ....
- Sözde bir lider olacak, ne kadar da yüzsüz çıktı namussuz.
- ....
- Bırak şu yüzsüz laf ebesini kardeşim, suratına tükürsen yağmur yağdı diyecek.
* * *
Neyse ki, sürekli “yüzsüz” üreten yerli demokrasimiz için, bir umut kapısı açıldı.
Fransa’nın ünlü kliniklerinden birinde; ağzı, burnu, çenesi olmayan bir kadına, yepyeni bir yüz nakli yapıldı.
Darısı politikadaki yüzsüzlerin başına.
* * *
Eski bir mizahçıya göre, mutluluğun en büyük engeli, sürekli daha çok mutluluk beklemekmiş.
Başbakan Tayyip Bey’in de kulakları çınlaya, muhalefet liderlerinin de...
* * *
Önüne geleni “hain-i vatan ve düşman” gören siyasetçilerden biri, usulca bir psikanaliste gitmiş:
- Doktor, demiş; muhaliflerim, benim demeçlerimle nutuklarımdaki hamasi övünmeleri, aşağılık duyguma bağlıyorlar, siz ne diyeceksiniz acaba?
* * *
Psikanalist, kendisine başvuran siyasetçiyi, muayenehanesindeki özel bir yatağa yatırarak, kendisine çeşitli sorular sormuş ve bir kaç kez de, nutuk söyletmiş, nasıl nutuk çektiğini görmek için.
* * *
Sonra da teşhisini açıklamış siyasetçiye:
- Sizde, demiş; aşağılık duygusu falan yok, siz sadece düpedüz aşağılıksınız.
* * *
Vaktiyle Amerika’lı 4 kozmonot Ay’a inmişler. Aralarında bir tane de “siyahi” varmış. Ve tabii kaptan kozmonot “beyaz”mış.
* * *
Amerika’nın Ay’a inen uzay mekiğinde, ufak bir arıza olmuş, ancak 3 kozmonot dönebilecekmiş geri.
* * *
Kaptan hemen çevresine toplamış öteki 3 kozmonotu:
- Dostlarım, demiş; aranızdan birinin, burada kalarak kendisini feda etmesi gerekiyor. Üzüntü verici bir durum ama, gerçek bu. Ben kendim seçemem kimin kalacağını, böyle bir kararı rastlantıya da bırakamam. O nedenle de küçük bir bilgi testi yapacağım ve sorularıma yanıt veremeyen de, Ay’da ölen ilk Amerika’lı olma şerefini kazanacak.
* * *
Ve kozmonotlardan sarı saçlı mavi gözlü olan birine dönüp, sormaya başlamış:
- 6 ağustos 1945’de Amerikan hava kuvvetlerinin, bir Japon kentinin üstüne attığı şeyin adı neydi?
Sarışın kozmonot:
- Şey, demiş; atom bombası...
Kaptan:
-Aferin, demiş; harika...
* * *
Kaptan bu kez, korkudan daha da bembeyaz kesilen ikinci kozmonota dönmüş:
- Şimdi de sen söyle bakalım, demiş; o Japon kentinin adı neydi?
İkinci kozmonot da rahat bir nefes alarak:
- Hiroşima, demiş
* * *
Nihayet kaptan, “siyahi” kozmonota dönmüş:
- Şimdi de sen söyle bakalım, demiş; Hiroşima’da ölen Japonların adları, soyadları ve yaşları neydi?
* * *
ABD Başkanlığına seçilen Barack Obama’nın, Kenya’daki aile uzantısı, şimdi birbirlerine bu fıkrayı anlatıyor ve şöyle diyorlarmış:
- Beyaz Amerikalılar seviyorlar, “siyahi” bir Amerikalıyı yukarılara çıkarıp orada bırakmayı.
* * *
Av. Taner Aktop’tan da esprili bir kibrit alevi:
Genç bir adam, yeni tanıştığı ve dansa kaldırdığı güzel bir kıza:
- Sizinle dans ederken, müzik ne kadar da çabuk bitti, demiş; keşke biraz daha sürseydi.
Kız da:
- Şaşacak bir şey yok bunda, demiş; orkestra şefi, nişanlım...
* * *
“Vatan, millet, devlet” sevdasıyla, demokrasi dansına kalkanlar da; müziğin çarçabuk kesildiğini görüyorlar.
Aynı sevdanın, bir de “belalıları” var çünkü, orkestra şefliği yapan...
* * *
Sait Faik’den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Bir Masa
Bize bir masa ayır Yanakimu
Aleksandramla benim için
Bir masa
Üstü çiçeksiz
Örtüsü gazeteden
Şarabı aşktan
Hem hülyadan
Aleksandram mızıka çalsın
Siyaha çalar parmaklarıyla
Güftesi bayağı şarkılar
Adi havalar
Meyhane acı zeytinyağı koksun
Sen hoşnut ol Yanakimu
- Yorumlamak için Giriş yapın veya kaydolun